VMware Technical Journal: VOL:1 NO:1 Nisan 2012

Nisan 1st, 2012 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

VMware  yeni bir dergi yayını çıkarmış. Hani günümüzde altın aramaya gidenlerin uğruna yollara döküldüğü zenginlik!  Bana kalırsa gelecekte izleyeceğimiz pek çok yenilik bu teknoloji firmasının ajandasında ortaya çıkacak. Bu yeniliklerin habercisi teknolojiler de akademik yayın tadında bu dergide olacak sanırım. Öğrenciyken elimize geçen IEEE dergilerinin havasını aldım. Anlamasam da, hatta açık söyleyim okumasam da buna bakmak heyecan verici, belki siz de heyecanlanırsınız. İlk sayısı burada: VMware Technical Journal

The VMware Technical Journal is composed of the following papers:

  1. Introduction
    Steve Herrod, CTO
  2.  

  3. VisorFS: A Special-purpose File System for Efficient Handling of System Images
    Olivier Cremel
  4.  

  5. A Software-based Approach to Testing VMware® vSphere® VMkernel Public APIs
    Lan Xue, Sreevathsa Sathyanarayana, James Truong, Sriram Sankaran, Ramesh Pallapotu, Thorbjoern Donbaek, Eric Lorimer
  6.  

  7. Providing Efficient and Seamless Desktop Services in Ubiquitous Computing Environments
    Lizhu Zhang, Wenlong Shao, Jim Grandy
  8.  

  9. Comprehensive User Experience Monitoring
    Lawrence Spracklen, Banit Agrawal, Rishi Bidarkar, Hari Sivaraman
  10.  

  11. StatsFeeder: An Extensible Statistics Collection Framework for Virtualized Environments
    Vijayaraghavan Soundararajan, Balaji Parimi, Jon Cook
  12.  

  13. VMware Distributed Resource Management: Design, Implementation, and Lessons Learned
    Ajay Gulati, Anne Holler, Minwen Ji, Ganesha Shanmuganathan, Carl Waldspurger, Xiaoyun Zhu
  14.  

  15. Identity, Access Control, and VMware Horizon
    Will Pugh, Kyle Austin
  16.  

  17. VMworld 2011 Hands-On Labs: Implementation and Workflow
    Adam Zimman, Clair Roberts, Mornay Van Der Walt
  18.  

Bookmark and Share

2011 HP için Storage Atılım Yılı Oldu, ya Türkiye’de?

Aralık 11th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

HP ve Dell’in geçen yıl 3PAR alımı için girdiği rekabetin kazanan ve kaybedeni oldu mu henüz anlaşılmadı. Özellikle Türkiye’deki Netapp ve EMC’nin domine ettiği pazarda HP’nin 3PAR ürünlerini pozisyonlamasını zorlaştırdı. Ancak dünyada bunun böyle olmadığını ve belki de 2012′nin HP için Storage yılı olabileceğini söyleyebiliriz.

Gartner 2010 ve 2011 MQ incelemesi, bize HP’nin vizyoner bir atılımla öne geçtiğini söylüyor. Dell ise Compellent alımına rağmen düşüş içerisinde olmuş. Burada Liderler karesine baktığımızda yeni oyuncu eklenmemiş ancak şirket stratejilerine göre küçük değişimler olmuş. Ülkemizde gelecek yıl nelerin olacağını bu grafikle yorumlayamayız elbette, ancak bizim de pazardaki hareketleri doğru okuyabilmemiz için bir veri olarak kullanılabilir.

Bana kalırsa bizim pazarda bir elin parmağını geçmeneyan kurumsal müşteriler ve operatörlerdeki ilişkiler değişimine bakmak yeterli olur. Kim, kimi transfer etmiş vb. pazar hareketleri çok daha belirleyici olabiliyor. Keşke bizim pazarımızı da analiz edebilecek bir yorumcu firmamız olsa…! Sevgiler

2010 yılı Storage

2011'de HP Atılımı

Bookmark and Share

Yandex.COM.TR

Ekim 17th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »
Bookmark and Share

Yangın Söndürme Devri Bitti! Artık Yangını Önleme Zamanı

Eylül 18th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Şirketim Data Market’te ITIL konusunda çalışma yapıyoruz. Bu kapsamda Arkas Holding Müşteri Destek Hizmetleri Müdürü Azim Kerim Aydınlı’dan danışmanlık ve eğitim alıyoruz.  İşte ITIL v3 Eğitiminde öğrendiklerim:

  • ITIL v3 2007 yılında açıklandı, şimdiki en güncel versiyon budur. Bunun öncekilere göre biraz teorik kaldığı düşünülüyor. ITIL baştan beri “Best Practice”lere dayalı olmuştur. 
  • ITIL: Bilgi Teknolojileri Altyapı Kütüphanesi (Infırmation Technology Infrastructure Library) • V3 5 kitaptan oluşur: Başına Sevice koyarak okuyabilirsiniz: Strategy, Design, Transition, Operation, Continual Service Improvement
  • ITIL bir reçete değildir. Nasıl yapılacağını söylemez, ne yapılacağını söyler. Kendiniz için en iyi yöntemi seçmekte özgürsünüz. 
  • ITIL İngiltere’den çıkmıştır, Avrupa kökenli olsa da Amerikalılar özellikle şimdiki seviyelere taşımıştır.
  • Edward Deming (Amerika) “ Gerekli oldukları sürece, hatalarla ve kusurlu ürünlerle yaşamayı öğrendik. Şimdi yeni bir felsefeye odaklanmanın zamanı…” diyerek ITIL’ın özünü belirtmiştir. 
  • HP, Türkiye’de ilk ITIL eğitimini 2001 yılında açtı. ITIL eğitimi alabileceğiniz tek yerli kurum HP Türkiye’dir, o da son yıllarda düzensiz gitmektedir. 
  • Müşteri ile Kullanıcı aynı anlama gelmez. Bunları birbirinden ayırınca işimizde daha başarılı oluruz. 
  • “Müşteri Memnuniyeti” yalandır, biz aslında farkında olmasak da Müşteri Sadakati’nin peşindeyiz. Böyle bakınca rahatladım…
  • IT’nin hedefi “Business”tir. IT, şirketlerde karar alınırken mutlaka masada olmalıdır.
  • Müşteri şikayetleri işimizin geliştirecek en değerli kaynaktır.
  • Hizmet kazanç zincirinde çalışan memnuniyetini sağlamak önemlidir. 
  • Müşteriler tarafından bakınca onların da mutlaka tedarikçi mutluluğunu satın alması gerekiyor. Bunu düşünemeyenlere hatırlatmak lazım :)
  • Ek maliyetlerini mutlaka tekliflerinde bütçele: Initial cost, Customization cost, on going cost. 
  • Effectiveness ve Efficiency ayrımı önemli: Etkin olmak, mevcut kaynaklarla daha fazla iş; Verimli olmak, daha az kaynakla daha fazla iş demektir.
  • Demand Management: İhtiyaç henüz ortaya çıkmadı, istiyorum ama ne istediğimi bilmiyorum bunu sen bulacaksın. Request Management: İhtiyacım var, istiyorum. 
  • Risk’in en önemli özelliği ortadan kaldırılamaz olmasıdır. Biz aslında risk olmayan pek çok şeye risk adını veriyoruz. 
  • Müşterilerin tedarikçi ziyareti yapıyor mu? Müşterilerinde Tedarikçi Yönetimi bölümleri var, bunları sorgula. 
  • ITIL development için kullanılmaz, ar-ge yapanlar kapsam dışıdır. Servis alanı Operasyondur, ITIL buradadır.
  • Biz size döneceğiz, ben sizi arıyorum,vb. Yuvarlak cümlelerle vaatte bulunma. Süre ve ne yapılacağı konusunda net cevap ver, yapamayacağın, bilmediğin işler için açıkça bunu söyle.
  • Raporlama yönetim için önemlidir. Çünkü bunlar kullanılarak karar verilir. 
  • Knowledge yönetimi bir kurum için nirvanadır.
  • ITIL kitapları kuşe kağıda basılmıştır, çok ağırdır :)
  • Safiş’e burada ne iş yaptığı sorulduğunda, O da “Data Market’in müşterileri için en doğru teknolojik dönüşümü sağlamak için çalışıyorum” cevabını verebilirse bu işi kaptık demektir…!
Bookmark and Share

Göçmek ya da Gitmek

Eylül 10th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »


‘İklimlerin değişmesi ve buna bağlı olarak da beslenmenin ve barınmanın zorlaşması insan topluluklarının göçüne sebep olmuştur’, gibi genel geçer bilgilerden ziyade gündelik, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamımızda önemli bir dönüm noktası olan ‘gitmek’ eylemini de içinde barındıran ‘göç’ten bahsetmek istiyorum.

Resmi olarak 31 Ekim 1961‘de Türkiye ile Almanya arasında Bad Godesburg’da imzalanan İşgücü Anlaşması’ nın yürürlüğe girdiği  günden bugüne dek tam elli yıl geçmiş. Bu nedenle Almanya’nın pek çok şehrinde ‘Göçün Ellinci Yılı’ adı altında çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Etkinliklerin bazılarında doğal olarak  yazıya ve kağıda sığdırılmaya çalışılan; anlatılar, tespitler, öyküler, şiirler de yer alıyor. Ancak elli yıl önce başlayan  ‘Misafir İşçi’ tanımı bugün yerini  ‘Türkiyeli Göçmenlere’ bırakmış durumda; dünden bugüne bu hızlı yer değiştirme hareketini önceden öngörmenin kolay olmadığını düşünüyorum.

Herhangi  bir konuda belirlemeler yapmadan önce yöntem olarak, tartışmaya çalışılan ve üzerinde durulan kavramların içeriğinin ne olduğunun açıklanması gerekir. Bu nedenle öncelikle göç nedir sorusunu yanıtlamak gerekir. Göç: ‘kişilerin gelecekte hayatlarının tamamını veya bir parçasını geçirmek üzere tamamen ya da geçici bir süre ile bir yerden başka bir yere yerleşmek kaydıyla yaptıkları coğrafik yer değiştirme hareketidir’. Göç, toplumun sosyal, kültürel, ekonomik ve politika gibi alanlarıya yakından ilişkili ve o toplumu derinden etkileyen sosyal bir olaydır.Göç  bu nedenle yalnızca sosyolojinin konusu olmayıp; antropoloji, siyaset bilimi, demografi, istatistik gibi bilim dallarının da konusudur.

Göçler, nedenleri itibariyle zorunlu ve gönüllülük kapsamında değerlendirilirken, çeşitleri bakımında da; ekonomik nedenli, savaş kökenli, siyasi, eğitim ve ailevi nedenlerle ortaya çıkmaktadır.

Ancak pek çok toplumsal olayın kökeninde ekonomik sebeplere rastlamak ve de sonuçlarıyla karşılaşmak kaçınılmazdır; bu nedenle kapitalizmin gelişmesiyle birlikte ucuz işgücüne ihtiyaç duyulması  göçün en belirleyici nedeni olmuştur dersek yanılmış olmayız. Bu nedenle ucuz işgücü dünya genelinde göç hareketlerine kaynaklık etmiş ve bu sebeple de göçü geliştirmiştir. Kapitalist ülkeler bu süreçte zorunlu olarak  ‘çok uluslu, çok dilli, çok inançlı’ ülkelere dönüştüler. İkinci  Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında Almanya ekonomik toparlanma sürecini tek başına gerçekleştiremeyeceğinden dolayı, doğal olarak ucuz işgücüne yani ‘Misafir İşçi’ lere ihtiyaç duymuştu.

Bu nedenle 1954 yılı itibariyle ilkin İtalyanlar, İspanyollar, Yunanlılar ve bildiğimiz üzere 1961 yılında Türkiyelilerin Almanya’ya göçü başladı. Pek tabii 1961 yılı öncesinde  de sayıları az olmakla birlikte Türkiyeliler Almanya coğrafyasında mevcuttu, bu mevcutluğu bildiren  kimi romanlara, şiiirlere, anlatılara rastlamak  mümkün.

Yazının başında da söylemeye çalıştığım gibi göç, gerek ülke içerisinde gerekse bir ülke ile yabancı ülkeler arasında süreklilik gösteren nüfus hareketleridir aynı zamanda. Nüfussal  hareket olan göçler, doğal olarak insanlık tarihiyle yaşıttır ve insan varolduğu sürece hiç durmaksızın devam edeceğe benzemektedir.

Almanya’ya göçü derinlemesine  irdelemek elbette bu yazının konusu değildir; anlatılmaya çalışılan,  göçün ellinci yılı vesilesiyle -detaylı olmamakla birlikte- temel bilgileri bir arada bulundurmak ve genel bir panorama oluşturma isteğidir. Ancak bunların yanı sıra, ‘gitmek’ eylemini de içinde barındıran ‘göç’ün insan hayatında olumluluklar taşıdığından söz etmek gerekir. Konunun önemi ve ağırlığı sebebiyle bu süreçte hatırı sayılır yazı, şiir ve öykü okudum; ancak  yer yer öne çıkan duygunun ‘dram’ olduğunu farkettim. Bu dramatize edilmiş yazı ve şiirlerin karşısına içimden Can Yücel’in ‘Gitmek’ şiirindeki dizeleriyle karşı koymak geldi. Ki bu konuda, gitme cesaretini ve dahası ‘göçüp gitme’ cesaretini  tetikleyen epeyce yazı, şiir vs. var.

‘ ‘Bu günlerde herkes gitmek istiyor

Küçük bir sahil kasabasına

Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

…..

Gittiğim olmadı hiç.

Ama olsun…istemek de güzel.!’’

Ya gitmeler olmasaydı insanın kendini keşfetmesi, potansiyelini ortaya çıkarması mümkün olabilir miydi? Ya da yıllar yılı birlikte yaşayan ve  yerleşik hayatlarına  rağmen, insanın insana bunca yabancılık duyması neyle açıklanabilir? Bir bütün olarak göçmek yada gitmek fiili benim için  olumsuzu dahası dramı oluşturmuyor. Aksine isteyerek yapılmışsa göç, yaşamını zenginleştirecek bir olumluluk taşır. Çünkü tercihen yapılmış göçte, yaratıcı ve yeni yaşam deneyimlerine olanak sağlayan, birey ve toplulukları zenginleştirdikçe yaşamı anlamlı kılan bir yan bulunur.Tarihte toplumların  birçok  olumsuz örnekleriyle karşılaşsak da göçmek bir başka anlamıyla da, bir özgürlük arayışıdır ve bu arayış yaşadığımız yüzyılda daha da gelişmektedir.

Göçle başlayan özgürlük arayışı günlük yaşam telaşı içinde nasıl bir yer bulduğu tartışmaya açık dursa da, sanat ilgilisi olanlar için aslında söylenmeye çalışıldığı gibi bu boyutuyla da özgürlük alanları yaratılmasında katkı sağlayabilir. Pek tabii, kişiler için  koşul ve imkan göreceliliğini de akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Almanya’da azımsanmayacak oranda sanatın farklı alanlarında iyi ve nitelikli eserler veren ve verecek de olan sanat ilgilisi ya da sanat uğraşısı içinde olan kişiler var. İsimlerini duyuran edebiyatçılar, müzisyenler ve sinemacılarla her an karşılaşabiliyorsunuz.

Burada öne çıkan, yaşadığımız koşullar itibariyle, çeşitli  imkanlar oluşturabilmek ve oluşturduğumuz imkanlar içerisinde kendimizi gerçekleştirme çabasını elden bırakmamak gerektiğidir. İçimizdeki dahası zihnimizdeki sınırları ortadan kaldırma hareketi olarak ‘göçmek ya da gitmek’,  özgürlük arayışı içerisinde bir serüvenci olabilmektir.

1 Eylül 2011 /Hannover

ÖZDEN ÇİÇEK

Bookmark and Share

Doyamam Sana: Türk Kahvesi

Eylül 10th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Türk Kahvesi, Türkler tarafından keşfedilen kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramı… kısacası, kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır.

Önceleri Arap Yarımadası’nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, bu yepyeni hazırlama ve pişirme metoduyla gerçek kahve lezzetine ve eşsiz aromasına kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa; uzun yıllar kahveyi, Türk kahvesi olarak bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir.

Brezilya ve Orta Amerika menşeili, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir.

Diğer metotlara nazaran, Türk metodunda kahvenin kaynatılması özellikle tercih edilen bir şeydir. Elde edilen kaynama, çok hafif bir kaynamadır ve çoğunlukla ciddi bir ısı artışından ziyade ısınan su ile çok ince öğütülmüş kahvenin etkileşimidir.

Kahve tutkunları; ufak yudumlar halinde içilen dumanı üstünde bir fincan Türk Kahvesini yoğun gövdesi, nefis lezzeti ve ağızdaki kalıcı aroması için tercih ederler.

Bookmark and Share

Data Büyümesi Ölçütlere Sığmıyor

Eylül 9th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

IDC Haziran ayında EMC sponsorluğunda Digital Universe çalışması yayınladı.  Çalışma raporuna göre bu yıl içerisindeki beklenen veri trafiği 1.8 zettabytes olacak. Bunlar yeni üretilen veriler ve yer değiştiren veriler şeklinde düşünebilirsiniz. Bu birim nedir derseniz aşağıdaki tabloyu zorluyoruz artık: 1,800 exabytes or 1.8 billion terabytes!

Name (symbol) Value in bytes
kilobyte (kB) 103
megabyte (MB) 106
gigabyte (GB) 109
terabyte (TB) 1012
petabyte (PB) 1015
exabyte (EB) 1018
zettabyte (ZB) 1021
yottabyte (YB) 1024

Aynı rapora göre 2020 yılında ortalama olarak veri merkezlerine şimdikinin 50 katı bir büyüklük söz konusu olacak.

Bookmark and Share

2011 Model VMware Sunumu

Eylül 4th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »
Bookmark and Share

Türkiye’nin En Değerli Markaları; 2011

Eylül 2nd, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Dünyanın önder marka değerlendirme şirketi BRAND FINANCE 6. kez “Türkiye’nin En Değerli Markaları” listesini yayınladı. TT ve TRCELL dışındaki operatörlerin olmaması bana enteresan geldi, BİM kesinlikle süpriz. Ayrıca, Türkiye’de bankacılık sektörünün ne kadar baskın bir dönem geçirdiğini buradan da görebiliyoruz.

İlk 10’a ait tablo aşağıdaki gibidir:

Sıra Şirket Sektör Marka Değeri(milyon $)
1 T.Telekomünikasyon A.Ş. Telekomünikasyon 2,389
2 T. İş Bankası A.Ş. Bankacılık 2,280
3 Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. Telekomünikasyon 1,898
4 Akbank T.A.Ş. Bankacılık 1,780
5 T. Garanti Bankası A.Ş. Bankacılık 1,754
6 Türk Hava Yolları A.O. Havayolu 1,698
7 Anadolu Efes Biracılık A.Ş. İçecek 1,565
8 Yapı Kredi Bankası A.Ş. Bankacılık 1,395
9 Arçelik A.Ş. Beyaz Eşya 1,204
10 BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. Gıda perakende 1,182
Bookmark and Share

Cloud Bakış

Ağustos 14th, 2011 yapan Tayfun Yıldırım No comments »
Bookmark and Share