“Marka” bir konferans olarak…

Ocak 16th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Katılmadım, öncelikle belirteyim. Ama dışarda kalanları bile ziyadesiyle etkileyen bir konferans oldu.

Hep böyle bir örnek hayal ederdim: katılan katılmayan herkesi peşinden sürükleyen bir konferans ismi yaratmak. Ayşegül Hanım ve arkadaşlarını tebrik ederiz. Düşünsenize, konferansta 24 konuşmacı sahneye çıkıyor, bunların neredeyse yarısı (10 konumacı) spontane bir şekilde sahnede. Sadece bu bile konferans samimiyeti açısından yeterli bir gösterge olabilir.
Ödül verildi, kime: “İstanbul”‘a hepimizin şehrine… “En güçlü ilham kaynağı” Bu vurgunun basitliği ve iddiası da gerçekten çok muhteşem. Bir sonraki adımın bu organizasyonu, İstanbul sınırlarının dışına da çıkabilen sayılı konferanslardan biri haline getirmek olduğu söylenmiş. Bu da çok yerinde bir hedef; “İstanbul’da uluslararası bir konferans” sadece bu ekip için değil, katma değer üreten pek çok farklı sektörde, farklı etkinliklerin de en önemli amacı olacaktır. Ülkenin gelişmişliğinin göstergelerinden biridir: unutulmayan etkinliklerin adresi olmak.

Cenk Serdar’a ödül verilmiş olması da dikkatimi çekti, çok sempatik buldum. Yurtdışına gittiğinden bu yana kendisinden haber almamıştık. Burada ortaya çıkması da organizasyonun bir rastlantı sonucu başarıya ulaşmadığının kanıtıdır, bana kalırsa.

Bookmark and Share

Sorumluluk, işini severek yapmak,

Ocak 12th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Bahçeşehir Girişimciler Kulübü
Sevgili dostum, hiç eskimeyen okul arkadaşım Aydın uzunca bir süre ABD’de kaldıktan sonra kendisine tam uyduğunu düşündüğümüz, Bahçeşehir’de Associate CO-OP Director olarak devam ediyor. Geçen hafta işini nasıl yaptığına şahit olduk nihayet! Ben onu ve arkadaşlarını (öğrenciler) izlerken çok keyif aldım, çok eğlendim. Aşağıda etkinlik sonrası arkadaşlarına gönderdiği mesajı paylaşıyorum, izin almadan :) .

Fotoğrafta ilk görünen kişi Gökhan da beni peşinden sürüklediği için kocaman bir teşekkürü hakediyor. Bu “elevator pitch” etkinliğine kendisinden daha uygun bir jüri olamazdı.

“Sevgili Bahçeşehir’li Genç Girişimciler,

Bahçeşehir Üniversitesi Genç Girişimciler kulübu olarak, 2.önemli etkinliğinizi rekor sayılabilecek kadar kısa bir süre zarfında organize edip tamamladınız.
Hepinizi yürekten kutluyor, emeği geçen herkese sevgilerimi iletiyorum.

Sizler, her etkinlikten yeni birşeyler öğreniyorsunuz.

Çok kısa bir süre sonra bunun sadece bir başlangıç olduğunu anlayacak, bundan sonra “Genç Girişimciler” olarak anılmanın keyfini sürmeye başlayacağınızı söylemiştim, artık o yolda emin adımlar ile ilerliyorsunuz.

Ben Bahçeşehir Üniversitesi’nde Girişimcilik Operasyonlarıdan sorumlu olarak, COOP kapsamında destek olmaya devam edeceğim.

Mezuniyet sonrası iş hayatı’nda özgüven, öğrencilik yılları için liderlik becerilerinin gelişmesi yönünden faydalı olacak çalışmalara devam ettirmeniz dileklerimle.

Sevgiler,

Aydın Bırık

Bookmark and Share

Andain – Beautiful things

Ocak 10th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

[soundcloud url="http://soundcloud.com/real-mccoy12/dj-tiesto-andain-beautiful-things-1"]

Bookmark and Share

İlk Nanoteknoloji Merkezi Sabancı’dan

Ocak 6th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Sabancı Holding nanoteknoloji üzerinde çalışmak üzere Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni (SUNUM) kurdu. 50 milyon lira yatırımla kurulan merkezin maliyetinin yarısını Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) karşılıyor. Nanoteknoloji alanında dünyanın önemli şirketlerinden olan Irvin Corps.’un dünya Başkan Yardımcısı Dr. Volkan Öngüz’ü de SUNUM’un başına geçirdi. Türkiye’nin nanoteknoloji trenini yakalayabilmesi için yatırımda bulunduklarını kaydeden Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Sabancı Üniversitesi bu girişimle beyin göçünü tersine çevirecek adım atıyor. Mukayeseli avantajlarımızı kullanacağız. Uygulama kelimesinin üzerinde de daha fazla durarak ürün geliştirmede hızlı hareket edeceğiz. Bu da başarının anahtarı olacaktır.” dedi.

25 yıldır yurtdışında önemli şirketlerde görev alan Öngüz, birinci hedeflerinin sektörde yetişmiş insan gücü sağlamak olduğunu söyleyerek, “3 yıl içerisinde nanoteknoloji araştırma laboratuvarları arasında dünyanın ilk 10′u arasına girince küresel hedefimize ulaşmış olacağız.” dedi. Nanoteknolojiye şimdiden yatırım yapan ülkelerin hem refah düzeyini artıracağını hem de dünya refahından daha fazla pay alacağını da sözlerine ekledi. Türkiye’de başarılı insan kaynağı olduğunu vurgulayan Öngüz, ancak daha fazla ürüne odaklı eleman gerektiğinin altını çizdi. Dünyada MIT, Harvard, Cambridge, Münih Üniversitesi gibi devlet destekli merkezlerle işbirliği yapan SUNUM, bunlarla işbirliği için görüşmelerine devam ediyor. Avrupa Birliği’nin 7. çerçeve gereğince nanoteknolojiye önümüzdeki 5 yılda 6,5 milyar Euro kaynak ayırdığı bilgisini veren Berker, Yeni Zelanda’da da renkli tüylü merinos koyunundan İrlanda’daki enfeksiyon bulaşmayan hastane elbiselerine kadar her alanı pazar olarak gördüklerini belirtti. Berker ayrıca üniversitede dış kaynaklı proje değerini 55 milyon liraya ulaştıracaklarını bildirdi. SUNUM için laboratuvarları ve ofislerinin içinde olacağı 7 bin 140 metrekare kapalı alanı olan bina yapılacak. Bu ayın sonlarına doğru fiili olarak inşaatına başlanacak proje, 2011′in Şubat ayında tamamlanacak. Bina aynı anda Amerika menşeli LEED ve İngiltere menşeli BREEM çevre dostu sertifikası olan ilk bina olacak. Nanoteknoloji merkezinde, 3 yılda 40 öğrenim görevlisi, 40 doktora sonrası araştırmacı ve 100 doktora öğrencisi çalışır hale gelecek. Araştırma projelerinin üçte biri de lisans öğrencileri tarafından yapılacak.

HEDEF İLK 10’A GİRMEK
Merkezin Direktörlüğüne getirilen Dr. Volkan Özgüz ise, hedeflerinin merkezi dünyada ilk 10 arasına sokmak olduğunu belirterek, “İlk etapta tarım, çevre ve su, inşaat ile tıp sektörüne yoğunlaşacağız” dedi. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Berker de dünyada nanoteknoloji pazarının 2.5 milyar euroya ulaştığını ifade ederek 2014-2018 yılları arasında üniversitelerinde nanoteknoloji alanında dış kaynaklı proje toplamının 55 milyon TL’ye ulaşmasını öngördüklerini bildirdi. Berker, bu merkezde sadece Türk sanayisine değil küresel ölçekte teknoloji üreteceklerini ifade ederek, “Yeni Zelanda’dan İrlanda’ya kadar birçok ülke için teknolojik ürünler imal edeceğiz” dedi.

Bookmark and Share

comScore @istanbul

Ocak 6th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »
Bookmark and Share

Doğum günü, yılın başı; 2010 başladı…

Ocak 5th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Ali, Me, Aydın, Erdem, İbrahimTaksim’den henüz ayrılıp, mütevazi bir doğum günü partisinden eve dönüyorken metroda yaşını belli eden bir amca ile seyahat ettim. Davetliler arasında en yeni arkadaşım biricik eşimdi… Evet 10 yıldan fazl vakit  geçirdiğim arkadaşlarım, uzaktakiler, bizim; sevgili Erdem ve benim pastamı yemek için toplandık. Metrodaki amca pek de sempatik değildi ama bu zavallı halinden dolayı en ufak bir mahcubiyet duymuyor gibiydi. Sanırım o da tıpkı hekes gibi anı yaşıyordu. Geçmişin daha kalabalık, geleceğin daha kısa olduğunu bilerek…

Erdem ve benim için halen kalabalık bir gelecek tasarlayabiliyoruz, ama zamanın nasıl aktığını; herşeyin kontrol altında olduğunu düşündüğümüz anda bile geriye dönüp baktığımızda nasıl da şaşırdığımızı anlayamaacağız. Belki pek çok şey değişecek, ama biz kendi dünyamız yasalarına göre yaşamaya devam edeceğiz. Bilmem kaçıncı yaşımızda yanımızda olan dostlarımızla birlikte “iyi ki dostlar var” diyeceğiz.

2010 için yeni şeyler söylemek çok kolay, bir kere ailem olacak artık. Sonrasında 10 maddelik yeni planıma göre – ki hepsini burada açıklayamıyoruz – işyerimiz ve işimiz değişecek, bol bol seyahat edeceğiz, ilk filmimiz hazır olacak,  (Almanya ve Venedik seyehatlerimiz).

Bookmark and Share

Babasının villasında “girişimcilik” oynayanlar

Ocak 4th, 2010 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Kavramlar ile bunların gerçek hayatta karşımıza çıkan halleri arasında farklılıklar vardır. Çevremizde tanıdığımız herkes için arkadaşımız diyebiliriz, ama pek çoğuyla karşılaşmak dışında bir ilişki yürütmeyiz. Karşılaştıkça paylaşılan şeyler de belki arkadaşlık etmek olmayabilir. Bu açıdan bakınca arkadaşlık kavramının içini doldurmak, ona hakkını vermek öyle kolay değildir. Okuldan bazıları babasıyla telefonda öyle samimi konuşurdu ki kendi kendime imrenirdim. İmrendiğim şey babasıyla arkadaşlık etmeyi başarmış olmasıydı sanırım. Bu gibi durumlar arkadaşlık kavramının farkını ortaya çıkarıyordu. Girişimcilik için de benzer bir fark var bana kalırsa, çoğunluğun gözünden kaçan. Eğer ben, babamın benim için sunduğu para kazanmadan yaşama konforunu değerlendirip, onun yürüttüğü işleri geliştiriyor veya başka bir tabela altında iş yapmaya çalışıyorsam buna girişimcilik demek beni rahatsız ediyor. Batıda böyle bir şey girişimcilik olabilir ama özellikle bizim gibi gelir dağılımı homojen olmayan ülkelerde girişimci kimlik daha detaylı olarak ele alınmalıdır. Ben girişimci olarak sıfırdan bir şey başlatan ve onu geliştiren kişi görmek istiyorum. Uzun zamandır bunu görmek için bakıyorum ama göremedim diyebilirim.

Girişimcilik kavram olarak kendine iş kuran ve bunu ayakta tutan kişi olarak herkesi kapsar ama işte arkadaşlık kavramında olduğu gibi her karşımıza çıkana girişimci demek doğru olmuyor. Kanunlar karşısında babasının servetine göre zenginlik seviyesi ile girişimcilik katsayısı arasında ters bir orantı görüyoruz. Hane geliri belli bir eşiğin altında olan ailelerden girişimci çocuk çıkarmak bence gerçek girişimcilik olmalıdır. Girişimciliğin katma değerini bir topluluk ancak böyle hisseder. Kendi geniş ailesine (sülale) baksın herkes (!) Babası bir baltaya sap olamamış ailelerin çocukları da maalesef bu yükün altından kolay çıkamıyor. Şanslı olan diğerleri ise, eğitim ve maddi imkanların sağladığı destekle başarmanın tadını çıkarıyor. Eski yöneticilerimden birisi nasıl biriyle çalışmak istediğini bana tarif ederken orijinal bir açıklama yapmıştı: Eliyle masada küçük bir mesafe gösterip, sonrada onun birkaç katı başka bir mesafeye çekerek bu seviyede birine ihtiyacım var, aradaki yaygın farkın kapanması neredeyse imkansız demişti. Haklı olarak onunla kimse çalışamıyor şimdi. Kendisi itiraf ediyor. Bence de hayatımızda aldığımız mesafeler bazen bulunduğumuz yerden daha önemli olabiliyor. Girişimci biri olduğunu iddia edenlerin bir de ne kadar mesafe aldığını açıklaması iyi olur diye düşünüyorum. Aaaa, tam bir başarı öyküsü, tebrikler !!! diyorsun, ama öte yandan adam doğduğundan beri para kazanma zorunluluğu olmadan yaşamış. Eee, ölç bakalım mesafe ne kadar ?

 Birileri, senin yaklaşımınla, zengin ailelerin çocukları girişimci olamaz mı? Ne saçma, diyebilir. Elbette, onların yaptıkları özel şeyler de bir girişimdir. Ben diyorum ki: lütfen kendinizi tarif ederken “girişimci yetenek” ile “girişimci” arasında bir anlam kargaşası oluşturmayın. Bu toplulukta şanslı olmayan çoğunluk hayal gücüyle “girişimci” olmayı öğrenmek zorunda ama öne çıkan bazı örnekler buna izin vermiyor. Para kazanmakla sonuçlanan her şey girişimcilik olarak gösterilmeye devam ederse, girişimci olmak isteyecek kimse kalmayacak.

Bookmark and Share

Fikirleri de Yapılacak İşleri de Çok

Aralık 27th, 2009 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Bugünlerde İstanbul’un önde gelen kurumlarından birisi için çok özel bir proje hazırlıyoruz. Bu projede Technoface firması ile işbirliği yapıyoruz. Henüz projeyi onaylatmış değiliz ama bu aşamada bile benim için gayet güzel bir deneyim olarak devem ediyor. Şirketim yeni bir iş alanının kapısını aralıyor olabilir.

Bookmark and Share

Her zaman özlediğime, Seli’m

Aralık 9th, 2009 yapan Tayfun Yıldırım No comments »

Oi Va Voi “Everytime” from Kijek / Adamski on Vimeo.

Bookmark and Share

Orhan Atasoy hayata gözlerini yumdu

Eylül 17th, 2009 yapan Tayfun Yıldırım 2 comments »

gemiler

Ünlü müzisyen ve heykeltıraş Orhan Atasoy yaşamını yitirdi.

1993 yılından bu yana Amerika’da yaşayan Atasoy, Baltimore’daki John Hopkins hastanesinde kanser tedavisi görüyordu.

90′ların başında “Gemiler” ve “Yorgunum” şarkılarıyla ün kazanan Orhan Atasoy, bir süre önce, “1980 – 2001″ adlı, eski şarkılarından oluşan yeni bir albüm yayınlamıştı.

Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü mezunu olan Atasoy, 80 ve 90′lı yıllarda çeşitli gruplarda müzisyen olarak yer aldı ve Türk pop muziğine çok güzel besteler kazandırdı.

Yıllardır başkent Washington ve çevresinde artistik möble işleriyle uğraşan sanatçıya, iki ay önce, karaciğer kanseri teşhisi konmuştu.

Bookmark and Share